|
2. Eski Çağlardan Osmanlılara kadar Antakya |
 |
2.h. Selçuklular dönemi (1084-1098)
|

|
|
|
XI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren
Bizans topraklarına yaptıkları akınlar ile bazı yöreleri ele geçirmiş
olan Türkmenler, Selçuklu Devleti kanadı altında olmalarına rağmen
devletçe belirlenmiş bir programa göre hareket etmemekte idiler. Büyük
Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey (1040-1063) döneminde, 1054'den
itibaren düzenli ordular ile yapılan akınlar sonucunda Kızılırmak'a
kadar uzanan bir alan içinde, Bizans'a ait bir çok kale ve askeri mevki
ele geçirerek tahrip edilmiştir. |
|
Sultan Alparslan (1063-1072) döneminde de sürdürülen
bu fetih harekatında Bekçioğlu Emir Afşin, 1067-1068 yılları arasında
Bizans topraklarına yaptığı akınlarla, Antakya yörelerini istila ve
yağma etmiş ve 1068'de Antakya'nın Bizans valisinden 100 bin altın, değerli
giysiler ve savaş aletleri almıştır. |
|
Bizans ile Selçuklu Devleti arasındaki mücadelenin
bir dönem noktası olan ve Anadolu'daki Selçuklu hakimiyetini kesin
olarak sona erdirmek amacı ile hareket eden İmparator Romanos Diogenes
komutasındaki Bizans ordusu ile Mısır'ı fethetmek üzere 1070 yılı
ortalarında Anadolu'ya giren Sultan Alparslan komutasındaki Selçuklu
ordusu arasında, 19 Ağustos 1071'de
Malazgirt'te yapılan savaşta
kendisi de esir düşmek suretiyle yenilen Bizans imparatoruyla
aktedilen barış antlaşması içinde aralarında Antakya kalesinin de
bulunduğu bir kaç askeri noktanın Selçuklulara bırakılması koşulu
da yer almakta idi. Ancak Romanos Diogenes yerine seçilen yeni imparator
Mikhail VII Dukas'ın (1071-1078) antlaşma şartlarını tanımaması üzerine,
Antakya kısa bir süre daha Bizans hakimiyetinde kaldı. Bu yıllarda
(1072), St. Peter Kilisesi'nin yakılmasından sonra Antakya'da büyük
bir deprem olduğu, Rum Patriği ile beraber bin kişinin toprağa gömüldüğü,
Müverrih Vardan'ın verdigi bilgiler arasındadır. |
|
Malazgirt zaferinden sonra, bir program
dahilinde Anadolu'nun fethine başlanmış olan Sultan Melikşah döneminde
(1072-1092) Kutalmışoğlu Süleyman Bey, 1074 yılında Antakya'yı kuşattı.
Kentin Bizans Valisi Isaakios Komnenos'un yenilgisi ile sonuçlanan savaştan
sonra yapılan anlaşma gereği, Antakya ve yöresinin yağma akınlarından
korunması karşılığı olarak Bizans'ın her yıl 20 bin altın
verilmesi şartı ile kuşatma kaldırıldı. |
|
Selçuklu birliklerinin yaptığı akınlar
yanında, yöreye yerleşmiş olan Türkmenler de yaptıkları akınlarla
Bizans topraklarını taciz etmekte idiler. 1077 yılında Ahmedşah
isimli Türkmen Beyi Haleb emirliğine bağlı güçlerle Antakya'yı
kuşatmış ve 5 bin altın karşılığı kuşatmaya son vermiştir. |
|
1084 yılında Vali
Philaretos, türk asıllı
olması muhtemel İsmail isimli müslüman birini yerine bırakarak
Antakya'dan Urfa'ya gitti. Çok sert mizaçlı ve zalim bir vali olan
Philaretos'un kentten ayrılmasını fırsat bilen halk, askerler ve bu
bahane ile İsmail tarafından hapisten kurtarılan Philaretos'un oğlu
Barsama'nın desteği ile İznik'te bulunan Kutalmışoğlu Süleyman
Bey'e Antakya'nın kendisine teslim edileceğine dair bir mesaj gönderdiler.
Bu mesaj üzerine, 1084 yılında hareket ederek Kuzey Suriye'ye
yeni bir sefer düzenleyen Kutalmışoğlu Süleyman Bey, 300 atlı ile
Antakya surları önüne geldi. |
|
Mencekoğlu adlı bir Türkmen beyinin atlı
kuvvetlerinin de katıldığı kuşatmada Süleyman Bey, İsmail ile yaptığı
işbirliği sonucu, 12 Aralık 1084 Cumartesi günü bir kısım askerini
gizlice kente sokarak hazırlıksız ve savunmasız olan Antakya'yı
kolayca ele geçerdi. Kente yayılan atlılardan kaçan halkın bir kısmı
Habi Neccar Dağı'na çıkarken, bir kısmı iç kaleye sığınmış,
bir kısmı da kenti terk etmiştir. |
|
Bu harekatta Süleyman Bey, askerlerinin bir
bölümünü Asi Nehri mansabından gemilere bindirilerek surlar önüne
getirmiş ve kentte Faris Kapısı (Halep kapısı)dan girmiştir. İç
kale dışında kente hakim olan Süleyman Bey, Hıristiyanlara
dokunulmaması, Hıristiyan kızlarla evlenilmemesi, evlere girilmemesi,
halktan birşey alınmaması, esirlerin salıverilmesi, ele geçirilen
ganimetlerin kent dışına çıkarılmayıp düşük bedelle de olsa içerde
satılması konularında buyruk çıkarmıştır. |
|
Kentteki en büyük mabed olan Kawsyana yani
Mar Cassianus Kilisesi içindeki altın, gümüş ve değerli eşyalar alındıktan
sonra camiye çevrilmiş, 17 Aralık 1084'de 110 müezzinin okuduğu
ezandan sonra Süleyman Bey'in de katıldığı cuma namazı kılınmıştır.
Bu gelişmeler üzerine iç kalede direnmekte olan Bizans birliği de 12
Ocak 1085'de teslim olmuştur. Hıristiyan halkın ibadet edebilmeleri için
Meryem Ana ve St. George (Aziz Cercis) adlı iki kilisenin inşasına izin
verilirken savaş sırasında yıkılan yerler onarıldı. |
|
Hristiyan aleminin en kutsal
yerlerinden biri olan Antakya'nın fethi, Sultan Melikşah'a bildirilmiş
ve Isfahan'da kutlama törenleri yapılmıştır. Antakya'nın fethi ile
ilgili olarak kentin valisi Filaretos (Ermeni asıllı olduğunu söyleyen
Philaretos Brachamios) ile oğlunun kenti Süleyman Bey'e teslim etmiş
olduklarına dair rivayetler muhtelif kaynaklarda birbirinden çok az
farkla aşağı yukarı aynı şekilde anlatılmaktadır. Urfalı Mateos,
kuşatma sırasında Filartos'un (Filaretos) Urfa'da olduğunu söyler.
Abu'l Rarac Tarihi'nde ise Pilardos'un (Filaretos) kenti bırakarak İstanbul'a
gittiği sırada İranlı Vali İsmail'in yardımı ile kentin ele geçirildiği
anlatılır. |
|
Claude Cahen, Antakya'daki yeri
halktan Süleyman'a çağrı geldiğini yazarken, Osman Turan İslamiyeti
kabul eden Filaretos'a kızan halkın oğlu da dahil olmak üzere
Süleyman'ı davet ettiklerini söyler. |
|
Anadolu ile Suriye'yi birbirine bağlayan önemli
bir ticaret yolu üzerindeki Antakya'nın fethi sonucu, sınırları
Haleb'e dayanan Kutalmışoğlu Süleyman Bey ile Sultan Melikşah'un
kardeşi Dımışk Meliki Sultan Tutuş arasında bölgeye hakim olma
konusundaki mücadele nihayet birbirleriyle akraba olan bu iki Selçuklu
kumandanını karşı karşıya getirdi. 5 Haziran 1086'da Haleb yakınında
yapılan savaş bir başka Selçuklu Meliki, Sultan Tutuş'un hakimiyetine
girdi. |
|
Bu kanlı mücadeleden bir süre sonra 1086
yılı Aralık ayında Haleb'e gelen büyük Selçuklu Sultanı Melikşah,
Tutuş'u sadece Dımışk (Şam) meliki olarak bırakıp Antakya'ya Yağı-Sıyan'ı
vali tayin etmek suretiyle kenti doğrudan doğruya imparatorluğa bağladı. |
|
1091 yılı eylül ayındaki şiddetli
depreminin Antakya'da büyük tahribat yaptığını, surların büyük
bir kısmı yıkılırken, kulelerin devrildiğini, bir çok insanın yıkılan
evler altında can verdiğini Urfalı Mateos'dan öğrenmekteyiz. |
|
|