YENİ ADRESİMİZ HTTP://WWW.ANTAKYA.COM

2. Eski Çağlardan Osmanlılara kadar Antakya

2.j. Memluklar Dönemi

         1268 yılı başında, Mısır'dan yola çıkan Memluk Sultanı Melik Zahir Baybars (1260-1277), önce Yafa'yı, daha sonra da önemli bir Haçlı üssü olan Beafort Kalesi'ni zapttettikten sonra 1 Mayıs 1268'de Trabulus (Tripoli) önlerine geldi. Kentin kuvvetli bir birlik tarafından savunulması,  Baybars'ın kente hücumdan vazgeçerek kuzeye doğru harekete devam etmesine neden oldu. St. Simeon (Samandağ) Limanı'nın zaptedilmesinden  sonra büyük bir ordu ile H. 666 yılının Ramazan ayının ilk günü (15 Mayıs 1268) Antakya surları önüne geldi ve kenti kuşattı.

Melik Zahir Baybars Sikkesi

          Bu sırada Antakya Prensi Bohemond VI, Trabulus'ta bulunmaktaydı ve kent Bohemond'un karısı ile akrabaları olan Antakya konnetablı  (valisi) Simon Mansel'in yönetimindeydi.
          Haçlılar tarafından onarımı ve takviyesi yapılmış olan surlar, daha önce Tripoli Kontluğu'nu desteklemek amacıyla bazı birliklerin  gönderilmiş olması nedeniyle az sayıda Haçlı tarafından savunulmaktaydı. Kuşatmaya engel olmak amacıyla yapılan bir hüruc hareketi başarısızlıkla sonuçlandı ve Mansel, Memluklere esir düştü.
        18 Mayıs 1268'de saldırıya geçen Memluk ordusu, Antakya'nın uzun süre direnmesine imkan  vermedi ve surların Silpius'a yükselmeye başladığı bir noktadan kente girmeyi başardı. Böylece yüzyetmişbeş yıldan beri süren Antakya Prensliği halindeki son Hıristiyan hakimiyeki nihayet buldu ve Antakya bir daha el değiştirmemek üzere İslam hakimiyetine geçti.
         Kente giren Memluk askerleri surların kapılarının ahaliden hiçbir kimsenin kaçmasına imkan vermeyecek şekilde kapatılmasından sonra bütün erkekleri öldürerek büyük katliam yaptılar. Öldürülen 17.000 kişinin yanısıra, içlerinde soyluların da bulunduğu kadınlar, erkek ve kız çocuklarından oluşan 100.000 kişiyi esir aldılar.
         Bunların bir kısmını esir pazarlarında yok pahasına satarken, bir kısmını da götürdüler. Antakya, Frank şehirleri içinde en zengin olanıydı. Yağmalanan altın ve gümüş ziynet eşyaları tepeler oluştururken, altın paralar Memluk askerleri arasında taslar dolusu olarak paylaşıldı. Uzunluğu itibariyle İstanbul surlarından sonra ikinci sırayı alan muhteşem surlar tahrip edildi. Kent acımasızca yağma edilirken, başta St. Paul Kilisesi Katedrali olmak üzere bütün kiliseler, saraylar, şatolar ve bütün güzel yapılar yakılıp yıkılarak, kent adeta harabe yığınlarından ve çölden ibaret bir hale getirildi. Antakya'nın düşmesi  Hıristiyan alemi için çok büyük bir darbe oldu ve Kuzey Suriye'deki Hıristiyanlığın çöküşünde hızlandırıcı rol oynadı. Ticaretin başka bölgeye kayması nedeniyle kentin ekonomik gücü kalmadı. Suriyede'ki Ortodoks ve Jacoben Kiliseleri Şam'a taşındı. Antakya bir daha hiçbir zaman Antik çağdaki eski parlak günlerine dönemedi.
         Önceleri bir Roma mabedi iken, daha sonra kilise ve nihayet islam hakimiyeti döneminde cami haline dönüştürüldüğü konusunda kaynaklarda birbirinden farklı bilgiler bulunan Habib Neccar Camii'nin medrese duvarlarında, üzerinde Baybars'ın adı (El Melik üz-Zahir) bulunan bir kitabenin varlığı, buranın en azından Memluklar döneminden beri bir cami yeri olduğunu göstermektedir. Depremlerden zarar gören cami ve minaresi bir çok kez yenilenmiştir. Asi üzerindeki değirmenlerin bir kısmının dahi Memluklu döneminden kalma olduğu rivayet edildiği gibi, ayrıca Baybars'ın bir vakfiye düzenlediği bugün dahi mevcut olan Cündi Hamamı ile ilk Osmanlı tahrirlerinde yer alan camilerin de Memlukler zamanına ait olmaları mümkündür. Memlukler devrinde Gaziantep gibi Antakya da sadece Türklerle meskun olup, Sultan Baybars devrinde (1260-1277) Antakya ile Gazze arasında yaşamakta olan ve kırk bin haneden fazla olan bir nüfus oluşturan Türkmenler, Antakya Prensliği'nin sona erdirilmesinde Baybar'a yardım etmişlerdir.
         XI. yüzyılın ilk yarısında kenti ziyaret etmiş olan Bertrandon de la Broquiere, Antakya'nın 300 haneden fazla olmayan ve hemen tamamı Türkmen ve Araplardan ibaret hayvancılıkla  geçinen bir nüfusa sahip bulunduğunu söyler. Memluk devleti idari taksimatında Antakya, Suriye (Şam) eyaletinin adı naibliğinden, Haleb  naibliğine bağlı bir küçük naiblik olarak yönetilmiştir. Haleb Naibliği, devletin kuzey sınırında olması nedeniyle Moğollar, Türkmen ve daha sonra Osmanlılar ile olan ilişkilerde önemli bir merkez görevi yapmıştır.
          Memluklerin kuzey komşusu olan Dulkadirli  Beyliği, güneydoğu Anadolu'nun bir kısmını kontrolü  altında tutmasına rağmen genellikle Memlukler'i metbuu  olarak tanımış, zaman zaman Memluk topraklarını istilaya kalkışmış ve Kudüs'e kadar uzanan bir alanda söz sahibi olmuştur.  XV, yüzyılın ilk yıllarında Anadolu ve Suriye'nin istilası programı içinde Sıvas'ın fethinden sonra güneye yönelerek Malatya, Haleb, Hama, Humus, Baalbek ve Şam'ı istila eden Timur'un Suriye'den çekilmesi sırasında, bu bölgede yağma ve talan yapan Dulkadırlı Türkmenleri ile Köpeklu Türkmenlerini cezalandırmak amacıyla 5.000 kişilik bir kuvvet Antakya tarafına yollanmıştı.
         Asi Nehri boyunca hareket ederek Antakya yakınlarına kadar gelmiş olan Timur'un  birlikleri bölgedeki Türkmen aşiretlerini şiddetli bir şekilde cezalandırırken yağma ve talan olaylarında da neden olmuşlar ve kısa bir süre sürdürdükleri bu harekattan sonra bölgeden ayrılarak Haleb'teki ana birliklere katılmışlardır.
        Dulkadıroğulları Beyliği'nde, 1480 ile 1515  yılları arasında beylik yapmış olan Alaüddüvle  Bozkurt'un,  beylik merkezi Kahramanmaraş ile Gaziantep, Bahçe, Kadirli, Elbistan ve Bozok'tan başka Antakya'da da cami, medrese, imaret, türbe ve zaviye gibi tesisler inşa ettirdiği İ. Hakkı Uzunçarşılı tarafından belirtilmekte ise de bu eserlerden Antakya'da bulunanlar hakkında bir açıklama mevcut değil.

KONULAR

GERİ

İLERİ